“İnsan ne söylediğini sözü kime ait?

21 Aralık 1840 tarihinde Tekirdağ’da dünyaya geldi.

2 Aralık 1888 tarihinde Yunanistan’ın Sakız adasında vefat etti.

Türk milliyetçiliğine ilham kaynağı olup, “Vatan Şairi – Hürriyet Şairi” unvanlarını almıştır.

Yurtseverlik, hürriyet, millet kavramlarını Türk fikir ve edebiyat hayatına kazandıran kişidir.

Roman, tiyatro, tarih, ve makale yazarlığı yapmıştır.

“Vatan yahut Silistre” adlı eserin yazarıdır.

“İnsan ne söylediğini bilmeli fakat her bildiğini söylememeli”

Bu söz, Vatan Şairi “NAMIK KEMAL‘e aittir.

Namık Kemal, 8 yaşında iken annesi Fatma Zehra Hanım’ı kaybetmesi nedeniyle dedesinin yanında büyüdü. Dedesinin değişik kentlerde görev yapması nedeniyle düzenli bir eğitim hayatı oluşmadı. Özel dersler aldı. Arapça ve Farsça dersler aldı. Dedesinin İstanbul’a atanmasından sonra Bayezid Rüşdiyesi ve Valide mektebine gitti. Daha sonra mutasarrıf olarak atanan dedesiyle Kars’a yerleşti. Kars’lı şair ve müderris Seyid Mehmet Hamit Efendi’den Divan Edebiyatını öğrendi. Yine dedesinin kaymakamlık görevi nedeniyle Sofya’ya gitti. Niş kadısı Mustafa Ragıp Efendi’nin kızı Nesime Hanım’la evlendi.Bu evlilikten Feride, Ulviye ve Ali Ekrem adında 3 çocuğu oldu. 1857 yılında İstanbul’a döndü. 1859’da gümrük kaleminde çalışmaya başladı. 1863’ten itibaren dört yıl yeniden Tercüme Odası’nda görev aldı. Edebiyatta batılılaşmanın ilk adımlarını atan İbrahim Şinasi ile tanışması hayatını değiştirdi. Sanat ve hayat görüşü değişti. Batı edebiyatını öğrenmeye başladı, ilgisi nesre yöneldi. Tarih ve hukuk alanında kendini geliştirmeye çalıştı.  Tercüme odasının bir kâtibinden Fransızca dersleri aldı. 1865’de Tasviri efkar gazetesini çıkardı. Aynı döneminde İttifak-ı Hakimiyet adlı gizl bir dernek kurucuları arasına girdi. Sağırahmetbeyzâde Mehmet Bey’in öncülüğündeki derneğin diğer kurucuları Menâpirzâde Nuri Bey, Kayazade Reşat Bey, Mustafa Refik Bey, Suphipaşazade Ayetullah Bey ve Ziya Bey’dir) Derneğin amacı bir anayasa hazırlanmasını ve parlamenter bir yönetim sistemi kurulmasını sağlamaktı. Namık Kemal gazetesinde, bu görüşler doğrultusunda ve hükûmet aleyhine şiddetli makaleler yayınladı. “Şark Meselesi” üzerine yazdığı bir makale, gazetenin 1867’de kapatılmasına ve kendisinin Erzurum vali muavini olarak atanmasına yol açtı. Hükümet tarafından görevlendirildiği Erzurum’a gitmek yerine Ziya paşa ile Paris’e kaçtı. O ve arkadaşlarını Paris’te yaşayan Mısırlı prensMustafa Fazıl Paşa davet etmiş ve maddi himayesine almıştı. Mısır valisiKavalalı Mehmet Ali Paşa’nın torunu olan ancakSultan Abdulaziz’in bir fermanıyla Mısır yönetimindeki haklarından mahrum edilen Mustafa Fazıl Paşa, kendisini Yeni Osmanlılar Cemiyeti’nin reisi ilan etmiş ve Avrupa’ya davet ettiği örgüt üyelerinin finansörlüğünü üstlenmiş birisiydi. M. Fazıl Paşa’nın desteğiyle Londra’da “Muhbir” adlı gazeteyi çıkardılar ancak Namık Kemal, Ali Suavi ile yaşadığı anlaşmazlık üzerine Muhbir’den ayrıldı. Aynı yıl Sultan Abdülaziz Uluslararası Paris Sergisi’ni görmek üzere şehre gelince Fransız hükûmeti Genç Osmanlılar’ı ülkeyi terk etmeye davet etti. Namık Kemal, bazı arkadaşlarıyla birlikte Londra’ya gitti ve orada Hürriyet gazetesini çıkardılar. Bu arada Mustafa Fazıl Paşa, Paris’e gelen Abdülaziz’le ilişkilerini düzeltmiş ve onunla İstanbul’a dönmüştü. Giderken gazeteyi çıkarmaya devam etmelerini, desteğinin süreceğini söylediyse de İstanbul’a döndükten sonra fikrini değiştirdi ve geçici olarak Hürriyet’i kapatmalarını istedi. Bunun üzerine Namık Kemal ile Ziya Paşa gazeteyi kendi imkânları ile çıkarmayı denediler. Bir süre sonra arkadaşları ile arası bozulan Namık Kemal vazgeçti ve 1870’te Sadrazam Âli Paşa ile barışıp yurda döndü.

Siyasetten uzak durmak, yazı yazmamak koşuluyla affedilmiş olan Namık Kemal, İstanbul’a döndükten sonra Diyojen adlı mizah dergisinde imzasız fıkralar yazdı; Sadrazam Ali Paşa’nın ölümünden sonra 1872’de İbret gazetesini çıkararak yeniden muhalefete başladı. Gazete sık sık kapatıldı ve sonunda sadrazam Mahmut Nedim Paşa’yı eleştiren yazılar yüzünden Namık Kemal, İstanbul’dan uzaklaşması için mutasarrıf olarak Gelibolu’ya atandı.

Birkaç ay kaldığı Gelibolu’da “Vatan yahut Silistre” adlı oyunu ile “Evrak-ı Perişan” adlı eserini tamamladı. Gelibolu’nun bazı sorunları ile ilgilendi ve su davasını halletti. Rumeli fatihiGazi Süleyman Paşa’nın Bolayır’daki kabrini ziyaret etti. Ebüzziya Tevfik Bey’e burada gömülmeyi vasiyet etti.

Namık Kemal, bir yandan da İbret gazetesine “BM” (Baş muharrir) ve Ebuzziya’nın çıkardığı Hadika gazetesine “N.K” imzası ile yazı göndermeye de devam ediyordu. Gelibolu’da salgın haline gelen kuduz hastalığını önlemek için köpekleri sürgün etmesi bahane edilerek Gelibolu mutasarrıflığı görevinden alındı.

Tanzimat döneminin en önemli düşünce, sanat ve siyaset adamlarından birisidir. “Toplum için sanat” anlayışını benimsemiştir. Sanatı, toplumun Batılılaşması için bir araç olarak kullanmıştır. Eserlerini halkın anlayabileceği sade bir dille yazmayı amaçlamıştır. Divan edebiyatının süslü-sanatlı düz yazısı yerine, belli bir düşünceyi iletmeyi amaçlayan yeni bir düz yazıyı kullanmıştır. Eserlerinde noktalama işaretlerini kullanmıştır. Gençliğinde Divan Edebiyatı tarzında şiirler yazmış, Avrupa’ya gittikten sonra yeni edebiyatı benimsemiş ve o yolda yapıtlar vermiştir. Namık Kemal, Fransız edebiyatını örnek almış, romantizmin etkisinde kalmıştır. Şiirleri biçim bakımından eski, konu bakımından yenidir. Yurt, ulus, özgürlük gibi konuları işlemiştir. Ayrıca şiirlerinde mücadeleci tipte bir insan yaratmıştır.

Celaleddin Harzemşah adlı tiyatrosunda Tiyatro ile ilgili düşüncelerini açıklamış, tiyatroyu “eğlencelerin en faydalısı” olarak nitelemiş, halkın eğitilmesinde okul gibi görmüş, sahne dili ve tekniği yönünden başarılı yapıtlar vermiştir. Tiyatrolarının hepsi dram türündedir. (Kaynak: Wikipedia)

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın