Çocuk Yetiştirmede Dönemsel Farklılıkları Yansıtan Görüşler

05.03.2021
Çocuk Yetiştirmede Dönemsel Farklılıkları Yansıtan Görüşler

YAZAN: EDA ÇELİK- ALİM SÖZLÜK

KAYNAK: YUSUF HAS HACİB’İN KUTADGU BİLİG

Kutadgu Bilig’te Çocukların Ailelerine Karşı Sorumlulukları

Babanı, anneni hoşnut eyle, onlara hizmet et; bu hizmet karşılığı binlerce fayda elde edersin.  (Beyit: 1569, s. 121.)

Anne ve babanın, çocuklarına sorumlulukları olduğu kadar çocukların da anne ve babalarına karşı sorumlulukları vardır.  Küçükleri sevmek, büyükleri saymak gibi öğretilerle yetiştirilen çocuk en yakından anne ve babasına saygı göstermeli ve onların gönlünü her zaman hoş tutmalıdır. Hz. Peygamber dahi en iyi amelin namazlarımızı eda etmekten sonra anne ve babaya iyilik etmek olduğunu söylemiştir. Anne ve babaya iyi davranmak, saygı göstermek, onları mutlu etmenin insanlara iyilik getireceği hem hadislerde hem de atasözlerinde çok kez dile getirilmiştir. Günümüzde maalesef çoğu insan, ailelerini hiçe saysa da hala ailelerinin kıymetini bile insanlar da bulunmaktadır. Anne ve baba hayır duasını almadan başlanılacak her işin iyi olmayacağını bilerek yetiştirilen çocuklar, ileri yaşlarında da ailelerinin kendilerinden razı olmaları için uğraşacaklardır.

Baba öğüdünü tuttu ve doğruluktan ayrılmadı, saadeti günden-güne arttı, güneşi parladı.  (Beyit: 1566, s. 121.)

Her çocuk, ilk olarak ailesi tarafından eğitilir, temel bütün bilgileri ailesinden alır. İnsanlar ailesinin verdiği öğütleri tuttukları zaman pişman olmazlar, bun herkes günlük hayatında şahit olmuştur. Ya da anne ve babasının sözünü tutmayan insanlar mutlaka sonunda keşke ailemin sözünü dinleseydim diyebilmektedir. Ailesinin özünü dinleyen çocuklar bu durumdan mutlu olup hep ailelerini bağlı kalarak hata yapmamaya çalıştılar.

Kardeş ve akrabaya yakınlık göster; güler yüzle büyüğün ve küçüğün gönlünü al. (Beyit: 1327, s. 105.)

Çocukların anne, babası ve onların dışındaki diğer akrabalarına nasıl davranması gerektiğini anlatan bu nasihat çok önemlidir. Çünkü akraba görünce düşmandan daha çok ürken insanlar vardır ve aileler çocuklarının böyle olmalarını engellemek için nasihatte bulunurlar. Çocuklarda anne ve babalarının sözlerini dinleyerek ailesine ve akrabalarına karşı saygılı ve hoşgörülü davranmalı daha önce de belirtildiği gibi küçüklerini sevip büyüklerini saymalıdır.

Oğul babaya babalık eder, oğul bey ve baba ise kul oldu. (Beyit: 6485, s.464.)

Oğul-kız babaya hürmetini bıraktı; ihtiyar kelimesi insana bir hakaret sözü oldu. (Beyit: 6491, s.465.)

11.yy’ın sonlarına doğru çocukların ailelerine karşı eskisine göre iyi bir şekilde davranmadıklarını, saygılarını yitirdiklerini dile getiren Yusuf Has Hacib aileye saygı göstermenin önemini vurgulamaktadır. Eserin ortaya çıkmasından yüzyıllar sonra ise bu durum iyice içinden çıkamaz bir hal aldı. Büyüklere saygı göstermek, anne ve babayı saymak çağ dışı eylemler olarak algılanmaya başladı. Hatta o kadar ileri gidildi ki herkes etrafında anne ve babasını azarlayan, onlardan utanan çocuklar görmeye başladı. Araştırmacılar buna sebep aramaya başladılar, dönem farklılıklar, kuşak uyumsuzluğu, dış etkenler gibi çeşit çeşit bahaneler türetilmeye başladı. Bu sebepler çocukları iyice anne ve babalarına karşı harekete geçirdi nasılsa mantıklı bir açıklaması var diye. Ama ne Kutadgu Bilig’in kaleme alındığı geçmiş zamanlarda ne de günümüzde bunun bir açıklaması olamaz. Var olmamızın sebebi olan ailelerimi el üstünde tutmak yerine saygısızca davranıp onlara kendi küçüklerimize bile etmediğimiz muameleyi edebiliyorsak bu kesinlikle her dönemde de bizim insanlığımızın sorgulanmasını gerektiren bir konudur.

Evlatların hayırsızı ölen anne ve babasını, bir kere olsun, anmaz. (Beyit: 3389, s. 248.)

İnsanlar birçok konuda sınıflandırılabilirler. Güzel-çirkin, iyi-kötü, akıllı-deli diye. Bu sınıflandırmalardan biri de hayırlı-hayırsız insandır. Her insanın hayırlısı iyi işler edip kendisiyle hiç bir münasebeti olmayan herkese iyilik yapabildiği gibi hayırsız insanlar da kendilerinden başka insanları düşünmez hatta kendileri yetiştiren, üzerinde hakkı olan ailesine bile iyilik yapmaz. Hâlbuki en çok da hakkı ödenemeyecek olan ailelerimizi düşünerek onlara iyilik yapmalı, son zamanlarını güzel geçirmeleri için çabalamalı, onlar bu hayattan gittikten sonra bile onların adına iyilik yaparak ruhlarının huzura erişmesi için çabalamak gerekir. Ama hayırsız insana bunu anlatabilmenin bir yolu yoktur. Çünkü nasıl ne şekilde anlatılırsa anlatılsın o kendini haklı bulmak ya da bunu yapmamak için bir bahane bulur. Daha yeni de belirtildiği gibi o insanların aklında sadece kendilerini düşünmek vardır. Kendileri dışında kimseye ailelerine dahi yardım etmezler. Bu beyitte sadece hayırsız insanlar için böyle bir ifade kullanılmış, bunların dışında kalan kalplerinde hala herkes için iyilik ateşi olan insanları bu grup içinde ele alıp haksızlık yapmamak yerinde olur. Bu konu için bir başka beyitle açıklama yapmak gerekmektedir.

Öldükten sonra evladı kalan bir baba için, yaşamıyor denilemez.

Evlatsız insanın ölünce, nesli kesilir; dünyadan adı silinir ve yeri boş kalır.

Eğer çoluk-çocuk iyi ve hayırlı olursa, bu iş senin dediğin gibi olur.

Eğer evlat hayırsız çıkarsa, hayatta seni inletir; ölünce de, seni çabucak unutur.

(Beyit: 3374-3375-3377-3378, s. 247.)

Daha önceki beyitten hareketle açılan konu üzerine çocukların hayırlısı ve hayırsızı ailede ne gibi etki yaratır konusuna değinmek gerekir. Her aile kendisine iyi davranacak, her zaman yanında olacak, kendilerinden sonra bile onları unutmayacak evladının olmasını ister. Yusuf Has Hacib’in kaleme aldığı eserde böyle hayırlı evladı olan insanların ölseler dahi dünyada izlerinin kalacağın dile getirmiştir. Gerçekten de öyle değil midir? Hepimizin ailesinin tek temennisi bu dünyadan gitmeden önce çocuklarının iyi olduklarını görmeleri, işte o zaman bu dünyadan gitseler bile hep ruhlarının yaşatılacaklarını söylemişlerdir. İşte bunların bilincinde olan bir insanın da ilesine karşı saygı çerçevesinde hayırlı bir evlat olmak için uğraşması gerekmez mi? Tabi ki gerekir, hatta bu bence her insanın ailesine karşı yerine getirmesi gereken bir sorumluluktur. Çünkü hiçbir anne baba çocuğundan bunun dışında bir şey beklemez ve hiçbir çocukta bunu ailesine çok görmemelidir.

Oğlu, Ay-Toldı için, ölüm aşı yaptı; fakirlere gümüş ve ipekli kumaşlar dağıttı.

Babasının matemini böyle hayırlı işler yaparak geçirdi; iyi insanları kendisine ahbap edindi.  (Beyit: 1564-1565, s. 121.)

Yukarıdaki beyitlerden birinde hayırsız çocukların aileleri vefat ettikten sonra onları anmadığını, sonraki beyitte ise hayırlı olan çocukların da aileleri için büyük şans olduğunu söylemişti. İşte tam da bu beyit hayırlı bir çocuğun anne ve babası vefat ettikten sonra ne iyilikler yaptığını göstermesi bakımından önemlidir. Hayırlı bir evlat olup, ailesini kaybettikten sonra fazlaca dövünüp ağlamak da doğru değildir, çünkü ölüm haktır. Ölümü olgunlukla karşılayıp annesi ve babasına layık şekilde hareket edilmesi en doğru olandır.

Babam bana hayır dua etmiş idi; ben o dua ile yükselerek, bu mevkie ulaştım. 

(Beyit: 1803, s. 137.)

Bütün insanlar ailelerinin zerlerindeki etkilerini, emeklerini ve ilgisini bilerek hareket etmelidirler. Ailelerinin onlara ettikleri dua belki de onlara bir kapı açılmasına vesile olacaktır. Onların duasını ve rızasın alarak hareket eden insanların başarılı ve mutlu oldukları tarihte de günümüzde de pek çok örnekle kanıtlanmıştır.

  1. Çocuk Yetiştirmede Dönemsel Farklılıkları Yansıtan Görüşler

Şimdiye kadar anne ve babanın çocuklarını yetiştirme şekilleri konusu ve çocukların anne ve babalarına karşı tutum ve davranışları konusu üzerinde duruldu. Buraya kadar ele alınan beyitler ve konular içerisinde göze çarpan bu beyitler içinde dönemsel farklılıktan kaynaklı yanlış tutumlarında yer almasıdır. Gerek aileden gerekse çocuklardan kaynaklı yanlış tutumlar yer almaktadır. Bu yanlış tutumlara bakacak olursak en başta ailelerin yanlış tutumu ele alınmalıdır.

Oğul-kız derdi dipsiz bir denizdir; oğul-kız al yanağı soldurur.

Bir kimsenin karısı ve oğlu-kızı varsa, o adam, nasıl rahat uyuyabilir;

Oğul-kızdan dolayı baba daima eziyet çeker; fakat oğul-kız babasının adını dahi anmaz.

(Beyit: 1164-1165-1166, s. 94. )

Bu beyitlerde çocuğu olan kimselerin rahat edemeyeceği, eziyet çekeceği dile getirilmiştir. Ama bu tamamıyla yanlış bir görüştür. Geçmişten günümüze insanların bir evlada sahip olabilmek için uğraşları, çocuğu olmayan insanların kendilerini eksik hissetmeleri ve yahut bu dünyanın en büyük tadının çocuk olduğunun söylendiği bir dünyada çocuk sahibi olmak asla bir eziyet ya da rahatsızlık sebebi olamaz. Bir babayı ya da anneyi uykusundan ve rahatından eden şey ancak çocuklarını nasıl yetiştirmesi, nasıl eğitmesi konusundaki düşünceleri olmalıdır. Olması gereken çocukları eziyet olarak görmek değil olması gereken tam tersine çocukları bu hayatın neşesi saymaktır. Eğer ki bir aile çocuğunun kötü hareketleri yüzünden rahatından oluyorsa bunun sebebini öncelikle kendisinde aramalı, çocuğunu yetiştirirken nerede hata yaptığını sorgulamalıdır. Sonuç olarak çocuklar asla ailelerine dert ve eziyet değildir. Bu görüşte olan insanların da ne kadar samimi birer anne veya baba oldukları tartışılmalıdır.

Kızı çabuk evlendir, uzun müddet evde tutma, yoksa hastalığa lüzum kalmadan, yalnız bu peşimanlık seni öldürür.

Ey dost arkadaş, sana kesin bir söz söyleyeyim; bu kızlar doğmasa, doğarsa yaşamasa daha iyi olur.

Eğer dünyaya gelirse, onun yerinin toprağın altı veya evinin mezara komşu olması daha hayırlıdır. (Beyit: 4510-4511-4512, s. 326.)

Türk toplumunda kız çocukların ve kadınların değeri oldukça fazlayken bu beyitlerde ifade edilenler tamamıyla İslamiyet’e giren ve eski Arap toplumunun etkisiyle kaleme alınan beyitlerdir. Herkesin bildiği gibi Arapların İslamiyet’ten önceki Cahiliye Dönemi’nde kız çocuklar için sarf edilen bu sözler İslamiyet ile birlikte etkisini kaybetse de tümüyle yok olmamıştı, işte kendisini burada göstermiştir. Türklerde kadın; erkekle eşit şartlara sahip, görüş ve düşüncelerine danışılan, değer verilen, her konuda güvenilen, vefalı, her şarta uyum sağlayabilen, gerektiği zaman ailesi için canını feda etmekten kaçınmayan bir varlıktır. Günümüzde de asla bu beyitlerdeki ifadeler kız çocuklar ve kadınlar için kullanılamaz. Günümüzün eğitimli, çağdaş, kendine güvenen kadını için Kutadgu Bilig’deki bu beyitler çoktan devrini tamamlamış, tümüyle gerilerde kalmıştır.

İnsanların seçkini ne der, dinle; neslin kesilmemesinin çaresi kadındır.

(Beyit: 3372, s. 247.)

Yukarıdaki beyitlerin tam tersi olarak bu açıklama da yine aynı eserde yer almaktadır. Burada kadının neslin devamı için önemli olduğunun vurgulanması yani anaçlığın ön planda olması dışında kadının yeri hakkında pek önemli bir nota yoktur. Ama bir kadının en kutsal rolü hakkında bilgi verilmesi de çok önemlidir.

Kadını evden dışarı bırakma; eğer çıkarsa, doğru yoldan şaşar. (Beyit: 4518, s. 327.)

Kız çocuk yetiştirmekle ilgili yanlış görüşleri anlatan beyitlerde budur. En başta evden dışarı bırakma denilen insandır ve her şeyden önce insanın evladıdır, evde beslediğin bir evcil hayvan değildir. Dışarı çıktığında yanlış yola sapacaksa gerekli eğitimi terbiyeyi veremeyen ailesi bundan sorumludur. Aileler her nasıl erkek çocuklarını yeterli şekilde eğittiklerini düşünüp ayakta durmalarını bekliyorlarsa kız çocuklarına da aynı imkânı vermeleri gerekmektedir. Bu yanlış görüşü ortaya koyan bence en güzel örnek her aile için kız çocuğunun daha hayırlı olması sonucudur. Her aile zamanla kız çocuğun kıymetini anlamaya başlayacak. Sadece aile içinde değil bilimde ve sanatta da zamanla ilerlemelere bakıldığında kadınların erkeklerden daha ileri seviyede olduğu görülmektedir. Yani ailelerin o bin bir emekle büyütüp büyük umutlarının olduğu erkek çocukları, hor görülüp köşeye itilen kız çocukların gerisinde kalmışlardır. Ama biz bunu da savunmuyoruz, olması gereken her zaman yaratılanların eşit olduğu gibi ailelerin de çocuklarına eşit derece de yaklaşıp terbiye etmeleri en doğru olandır.

Gerekirse, oğula-kıza acımadan dayak at; dayak oğula-kıza bilgi öğretir.

(Beyit: 1494, s. 116.)

Bu beyitte dile getirilen anlayış günümüzden o döneme bakıldığında yanlıştır. Dönemin değer yargılarına bakıldığında bunu anlamak belki yerinde olur ama yine de yanlış bir görüştür, çünkü dayakla ve şiddetle eğitim olmaz. Korkuyla, yıldırmayla aktarılan bilgi kalıcı bilgi değildir. Aksine çocuğu pasif, korkak, içine kapanık ve kendine güveni olmayan bir birey haline getirir. Dayak, şiddet, yıldırma ve korkutmalar çocukta çeşitli davranış bozukluklarına yol açar. Çocuğun çekingen, pasif ve uyum sorunları yaşayan bir birey olmasına neden olur. Daha da kötüsü çocuk yaptığı her hareket yüzünden şiddetle karşılaşma korkusuyla yalan söylemeye başlar ve başı her sıkıştığında yalanı kurtarıcısı olarak görür. Bu şiddet içerikli eğitim anlayışı günümüzde yok olmuş, bilginin zorla verilemeyeceği ancak çocuğun ilgi ve becerisine göre verilebileceği görülmüştür. Zaten şiddetle eğitim verilmeye çalışılan kişiler topluma yarar sağlamak yerine zarar verirler. Dayak veya şiddet çocukta sadece psikolojik açıdan kalıcı zararlar oluşturmaz. Aynı zamanda çocuğun zekâsı üzerinde de olumsuz etkiler oluşturur.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

You cannot copy content of this page