Selçuklularda gündelik hayatta kadın

20.10.2020
Selçuklularda gündelik hayatta kadın

YAZAN: YUSUF KANDİŞ- ALİM SÖZLÜK

Gündelik Hayatta Kadın

                Selçuklu kadını gündelik yaşantısının büyük bir kısmını geçirdiği evinini bir nevi kendi yaşam alanı haline getirmişti.  Evin gündelik işleri Selçuklu kadınının hayatında büyük bir yer tutsa da, aynı zaman da kendisi için bir ibadet alanı ve sosyalleşme ortamıydı. Kadınlar ev işlerinin yanında zamanının çoğunu ibadetlerine harcıyor ve zaman zaman misafirlerini ağırlıyor ve kalan vakitte de ev ekonomisine fayda sağlayacak işlerle uğraşıyordu.

                Bazı ailelerde ev işlerine yardımcı olan hizmetli cariyeler de mevcuttu. Mevlana’nın eşi Kira Hatun ve kızı Melike Hatun’un cariyelerinin olduğunu biliyoruz.[1]

                Ev işleri, ibadet ve misafir ağırlamanın yanında Selçuklu Kadınının en önemli görevlerinden birisi de çocukların bakımı ve yetiştirilmesiydi. Kadın, hamilelik süresince kendine dikkat eder ve o dönem için hayati bir önemi olan doğum da bu işin uzmanı ebe kadınlar tarafından gerçekleştirilmekteydi. Türk kadınlarının doğum konusunda çok mahir oldukları ve birlikte oldukları kervanı, durdurmaya dahi gerek duymadan doğum yapabildikleri söylenir.[2]

                Anne olmak toplum nezdinde kadını üstün kılıyordu ki, o dönem İnşa eserlerinde “anne” olan kadına şu şekilde bir hitap uygun görülüyordu. “Korunmuş örtünün şerefli zamanına sahip, büyük, cömert, şefkatli, iyi, zahide, abid olan, zamanın özü, onların Rabia’sı, hatunların şereflisi, hanımların seyyidesi olan annenin hayır merasimlerinin ortaya konmasında ve harcanmış olan güzellik kokularının yayılmasında hanımların seyyidesi olan anne”[3]

                Çocuğun dünyaya gelmesi de sevinç dolu bir olaydı. Torunu Arif Çelebi dünyaya geldiğinde, koşarak eve giden Mevlâna Celaleddin, sevinç içinde Fatma Hatun’a altın dinar saçmıştır. Ayrıca bu doğumu haber alan Sultan, vezir ve devlet büyükleri hediyeler göndermişti.[4]

                İbn Battuta’da aktarılan “Buranın âdeti gereğince ekmek haftada bir gün pişirilir, öteki günlere yetecek kadar. Ekmek günü erkekler sıcak ekmekler ve nefis yemeklerle çevremizi doldurur şöyle derlerdi: “Bunları size kadınlar gönderdi, sizden hayır dua bekliyorlar!”[5] olay kadının mutfak ile ilişkisi açıkça kaynaklara yansımış. Kadın sahip olduğu mutfak bilgisi ve becerisine bağlı olarak yemekler hazırlıyor ve bu da ortaya zengin bir Selçuklu Anadolu mutfağının çıkmasını sağlıyordu. İbn Battuta, Anadolu’da tattığı yemeklerden övgüyle söz ederek: “Dünyanın en güzel insanları ve en temiz kıyafetli halkı burada yaşar ve en leziz yemeklerde burada pişer”[6] demiştir.

                Türkiye Selçuklu toplumunda kadın evin içinde olduğu gibi ev dışında da gündelik hayatın içindeydi ve aktif bir rol içinde bulunuyordu. Kadınlar gündelik ev işlerine bağlı olarak bir takım ihtiyaçlar için sürekli bir şekilde dışarıda bulunması bir gereklilikti. Evlerde su tesisatı bulunmadığından eve sürekli bir su temini ve çamaşırların yıkanması için buna ayrılmış su kenarlarına girmek günlük bir iş halindeydi. Ayrıca kadınlar hamamına gidip, şehir ve kasaba dışında kadınlar için tahsis edilmiş kaplıcalara da gittikleri görülüyor.[7]Özellikle köylerde ekmek pişirmek için köyun ortak malı sayılan fırın ve tandırlara gidilip gelinmesi bir rutindi.

                Ayrıca kadınlar zaman zaman çarşı ve pazara çıkıp alışveriş yapıyorlardı. Kaynaklarda bu iş için kadına bir bütçenin ayrıldığına da denk geliyoruz.[8] Kadınlar kendi aralarında kurmuş oldukları örgütler vasıtasıyla dış dünya ile irtibat halindeydiler. Bu örgütlerin en dikkat çekicisi olan Ahi teşkilatının kadınlar kolu Bacıyan-ı Rum teşkilatından da ileride ayrı bir başlık olarak değinilecek.

                Ayrıca daha önce belirttiğimiz gibi Selçuklu kadınının dine bağlılığı onu, ibadetlerini sadece evde yapmak ile sınırlandırmayıp Cuma namazlarına gidip camilerdeki sohbet meclislerine de iştirak ediyorlardı.

                Ayrıca kadınlar kendi aralarında gezintiye çıkıyor ve karşılıklı ziyaretlerde bulunuyorlardı. Cadde ve sokaklarda kadınları görmek olağan bir durum halindeydi. [9] Taşrada bu durum daha değişik bir hal alarak kadınları at sırtında görmek normal bir durumdu. Kadınlar bağ, bahçe ve mesire alanları gibi yerlere birlikte gidiyor ve vakit geçirebiliyorlardı.

                Dış dünyada bu kadar özgürce dolaşabilen kadının başına bir hukuksuzluk geldiğinde, kadın kendi hakkını, adalete başvurarak, savunabiliyordu. Sultan II. Rükneddin Süleyman Şah’ın kölesi tarafından gaspa uğrayan kadın, Selçuklu sarayına kadar gelmiş ve şikâyetini dile getirmişti. Sultan bu kadının sözlerini kaale almış ve Emir-i Dad’a bu olayı soruşturma emri vermişti. Sonuç olarak kölenin bu haksız fiili işlediği ortaya çıkmış ve ölüm cezasına çarptırılmıştı.[10]

YAZAN: YUSUF KANDİŞ- ALİM SÖZLÜK


[1] Eflaki makale 311

[2] C.Cahen makale 326

[3] Hoyi, makale 330

[4] Eflaki makale 331

[5] İbn Battuta, makale 344

[6] İbn Battuta, makale 347

[7] bak

[8] Vilayetname, makale 399, 402. 403

[9] 418

[10] 423

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

You cannot copy content of this page