Sivil Toplum Kuruluşları ve Aydınlar

Geleneğin tamamen doğru olduğu söylenemez. Onun atılması değil, ayıklanması gerekir. Çünkü içinde birçok sahih unsur vardır. İslam’da bilgi’nin hem içtihat, hem de toplumsal önderlik düzeyinde öznesi âlimdir. Bu, aydına devredilemez. Âlim, herşeye rağmen İslam’ı yaşamaya çalışan insandır. Aydında böyle bir zorunluluk yoktur. Gelenek eleştirisi, bizi her zaman sahih İslam’a götürmez. Aydınlar bunu yaptılar ve neticede bizi götürüp modernizme teslim ettiler. Şimdi de, kendilerini içeriye almaları için, Sivil Toplum Kuruluşları ile küresel güçlerin kapısını dövmektedirler.

Batı, Büyük Ortadoğu Projesi’nden çok önce, İslam’ın tehlike olduğuna karar vermiş, onu da totaliter (baskıcı) yapıların içine koymuştu. Dolayısıyla, demir perde ülkelerindeki çözülüşün ardından, sivil toplum tipi yapılanmalar, tüm dünyada olduğu gibi, müslümanlara da uygulanmaya başlandı. Neoliberalizmin, postmodern anlamda bir sivil topluma ihtiyacı vardır; klasik anlamdaki toplum ile iş göremez. Daha küçük birimlerle iş yapabilir. Çünkü onları kullanmak daha kolaydır. Sivil Toplum Kuruluşları, Ukrayna ve Gürcistan’da, baskıcı rejimlerin yıkılmasında kullanıldı. Lübnan’da başarısız oldu. Çünkü, teşkilatlı Hizbullah, halkı sokaklara dökünce istedikleri olmadı. Küresel güçler, teşkilatsız yapılar istemektedirler. Yerel düzeydeki yapıları kendileri için bir tehlike olarak görmüyor; ama yerel düzeyin üstüne çıkmış olan her yapıyı kendileri için bir tehdit olarak algılıyorlar.

Küresel güçler, artık ulus-devletleri de kendileri için bir tehdit olarak görüyorlar. Dünyadaki toplumların, özellikle de müslüman toplumların şeffaf hâle getirilmesi gerekiyor. Bundan dolayı, çözülmeleri kaçınılmazdır.
Herhangi bir kültür ulus-devleti yaşatmak için mücadele etse bile, fazla başarılı olamayacaktır. Yeni sosyal varoluş biçimleri gündemdedir. Nasıl bir ilişki türü kurarsak bu küresel tehdide karşı varlığımızı koruyabiliriz? Sorun buradadır.
Sivil Toplum Kuruluşları’nın yaygınlaşması ve güçlenmesi, “ılımlı İslam” ya da “İslam’ın Protestanlaşması”nı getirir. Büyük Ortadoğu Projesi’nin esas amacı, Müslüman Dünyası’nın zihinsel, kültürel ve ideolojik olarak dönüştürülmesidir.

Müslüman Dünyası’nın bir kısmı Protestanlaşabilir. Ama Allah’ın Kitab’ı, hükümleri ve İslam’ ın kaynakları muhkem olarak durdukça -Allah’ın izniyle duracaktır- Batı’nın fazla bir şansı yoktur. Hesaplarımızı ona göre yapmalıyız.
(Abdurrahman Arslan, Yeni Bir Anlam Arayışı, Bilge Adamlar-2013)

Yazan ve nakleden: Şeref Aziz Taha

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın