Türkiye Selçukluları

22.08.2020
Türkiye Selçukluları

Fulcherius Carnotensıs Gesta Francorum Iherusalem Peregrınantıum Eserine Göre Türkiye Selçukluları




YAZAN: EDA ÇELİK-ALİM SÖZLÜK

I. KİTAP

Clermont Konsili

1095’e kadar olan dönemde Avrupa’da dini tereddütler yüzünden kötülükler ve krallar arasındaki tersleşmeler ve mücadeleler artmaya başlamıştır. Böyle karışıklıkların olduğu bir dönemde Papa II. Urbanus Hristiyanlık dininin ayaklar altında olduğu ve kralların arasındaki anlaşmazlıkların farkındaydı. Ayrıca dünyevi malların çalınması, esir alma, fidye, hapishanelerdeki ağır cezalar, kutsal mekânların yakılıp yıkılması ve kutsal olan şeylerle alaya edilmesi gibi olaylar Avrupa’da hem siyasi hem de dini faktörlerin itibarsızlaştırıldığını göstermektedir.

Papanın amacı Kutsal Kiliseyi yükseklere taşımak ve itibarını artırmaktır. Bu dönemde Urbanus’un Anadolu içlerinin Türkler tarafından fethedilip Türklerin Hristiyanlara boyun eğdirdiği haberini alması da Haçlı Seferleri’ne etki eden sebepler arasında olmuştur. Haçlı seferlerinin asıl etkenini dinidir ama toplumu bu seferlere zorlayan unsurlar sadece dini değil, siyasi, sosyal ve ekonomik nedenlere de bağlıdır. Dini etken dini duyguları fazla olan insanları harekete geçiren bir etki olmuştur.




Papa Urbanus bütün bu sebeplerin etkisiyle Fransa’da Clermont şehrinde 310 kilise mensubunun toplandığı bir konsil topladı. Clermont Konsili 18-28 Kasım 1095’de toplanmış. Konsilde Urbanus dinlerinin aşağılandığı, siyasi karmaşalar ve karışıklıklar yüzünden itibarsız hale geldiğini belirterek konsilde bulunanlara dinlerine eski gücü ve itibarını kazandırmak ve Kutsal Kiliseyi tekrar saygın hale getirmek için çabalamaları konusunda yalvararak onları yüreklendirmiştir.

Papa Urbanus konuşmasının devamında Tanrı’nın yasaklarını bozanların bunları düzeltmesi, sefere katılacak olan komutanların çoban olduğu ve sürüyü her yönden korumaları gerektiği, eğer korumayıp ihmalkâr davranırlarsa Lord tarafından cezalandırılıp Lictor tarafından dövüleceklerini belirtmiştir.[1] Konsile katılanlara dini duyguları yüzünden istismarda bulunulmuş, kilisenin korunması, hurafelere engel olunması, bozulan düzenin tekrar kurulmasına değinilmiştir.




Konsilde alınan karara göre; önceden yapılmış olan Tanrısal Ateşkes yenilenecek, bir kişi dahi bu ateşkesi ihlal ederse Tanrı’nın yetkisiyle aforoz edilecektir. Katılımcılar bu kararlara uyacaklarına dair söz verdiler. Papa 27 Kasımda çok önemli bir haber vermek için açık toplantı yapacağını duydurdu. Bu açık toplantıdaki nutkuna, Doğudaki Hristiyan kardeşlerin yardım etmenin zorunluluğu ile başlamıştır. Hem Bizans İmparatorluğu’nun hem de hacıların yaşadığı sıkıntılara değinerek Türklerin Hristiyanlara ait kutsal yerlere hakaret ettiğini anlatan bir konuşma yapmıştır. [2] Diğer bir çağrı Piacenza Konsili’nde yapılmıştır, bu konsilde Doğudaki kardeşlerine yardım götürmeleri gerektiği, Türklerin onlara saldırıp Roma’ya ilerledikleri, insanları öldürüp esir aldıkları, kiliseleri yıktıklarına değinilmiştir.

Piacenza Konsili’ne katılan Bizans elçileri, şüphesiz yaptıkları konuşmalarda, İmparatorun hizmetinde Türklere karşı savaşmanın şerefli bir iş olacağını, Türkler geri atılmadıkça Hıristiyanlığın doğu sınırının güvence altına alınamayacağını belirtmiş olmalıdırlar.[3] Vaazlarında Doğudaki kardeşlerimiz diye bahsettiği 1054 yılında Şiizma olayı ile ayrıldıkları Ortodoks Kilisesi ve diğer Hristiyanlardır. Bütün toplantılarda Haçlı Seferlerine çağrıda bulunurken ne şartlarda yolculuk yaparlarsa yapsınlar veya ne şartlarda savaşırlarsa savaşsınlar günahlarının bağışlanacağı söylenmiştir.




Haçlı Seferlerinde Papa Urbanus’un elçisi ve seferin lideri Le Puy Piskoposu Adhemar seçilmiştir. Adhemar’ın seçilmesinde yeteneği, Cluny tarikatına olan sadakati ve Papa’ya bu kutsal görev için ilham vermesi etkili olmuştur.

Konsildeki kararlarda mutabık olunduktan sonra herkes Tanrısal Barışı korumak için yemin etti. Konsil sona erdikten sonra herkes kutsal yolculuk için hazırlık yapmaya başladı, haçlı pelerinler diktirildi.

Yolculukta ihtiyaçları olacak şeyleri elde etmek için her şeylerini sattılar, çünkü sefer sonunda daha fazlasına sahip olacaklarına inanıyorlardı.




Hareket zamanı

1096 yılının Mart ayına hazır olan Haçlılar Adhemar’ın liderliğinde yola çıktılar. Diğer gruplarda Nisan’dan Eylül’e kadar farklı zamanlarda yola çıktılar. 1096 yılında hububat bolluğu olduğu için Haçlılar yolculuk sırasında yiyecek sıkıntısı çekmediler. Haçlı önderlerinden ilki Fransa Kralı Philip’in kardeşi, Vermandois Kontu Hugue de France’dir. Hugue, Durazzo şehrinden karaya çıkmış ve çıkar çıkmaz da yakalanarak İmparator Aleksios’a götürülmüştür. Aleksios, Hugue’den eski İmparatorluk arazilerini istemiştir, Hugue de bunu kabul ederek serbest bırakılmıştır. Serbest kalmasına rağmen hiçbir zaman tamamen özgür olamamıştır.

Aynı yol üzerinden ilerleyen diğer bir lider ise Norman reisi Bohemund of Apulia’dır. Lorraine Dükü Godefroi Macaristan, Raymond ise yanında Adhemar ile birlikte Dalmaçya’dan ilerlemişlerdir.  Pierre l’Herrnite yaya grubu ve şövalyeleri ile Macaristan’dan geçen ilk kişidir. Bu topluluğun esas komutanı Peniless, İzmit ve İznik arasındaki Drakon mevkiinde pusuya yatmış Türkler tarafından birçok Alman şövalye ile birlikte öldürülmüş ve ilk gelen bu grup hızla dağılmıştır. [4] Ekim ayında İngiliz Kralı William’ın oğlu Normandiya Dükü Robert yola çıktı. Sonrasında da birçok topluluk yola çıktı ama bunlar İznik’e kadar tek bir ordu halinde toplanamadılar.




Batılı Haçlılar Gaul’den geçerek İtalya’da Lucca’ya gelince Papa Urbanus ile karşılaştılar. Normandiya Dükü Robert ve Blois Kontu Stephan hayır duası alarak Roma’ya ilerleyerek Kutsal Peter Kilisesinde Urbanus’un muhalefeti Guibert’in adamları tarafından taşlı saldırıya uğradılar. Bu olumsuz olay sonucunda yolcuların çoğu korkarak evlerine döndüler. Kalanlar da baharı bekleyerek 5 Nisan’da Brindisi Limanın’dan denize açıldılar. Gemilerden bir tanesi çatlayıp 400 kişi boğularak ölünce geriye kalanlarda korkarak yolculuğundan vazgeçtiler.

Geriye kalan az bir grup da Durazzo şehrinden karaya çıktılar. Demon Irmağı’ndan ilerleyerek Bogulatus Dağı’na tırmandılar. Oradan Lucretia, Botella, Monastir, Bofinat ve Stello şehirlerinden geçerek Selanik’e kadar gelip burada dinlendiler. Makedonya topraklarından İstanbul’a geldiler ve 14 gün durakladılar. İmparator Aleksios kendilerine kötülük yapmalarından korkarak onları şehre almadı, ihtiyaçlarını surların dışından karşıladı. Haçlı orduları İstanbul’da daha önce hiç karşılaşmadıkları zenginlik ve ihtişamla karşılaştılar. Daha önce Bohemund ve Godefroi, İmparatorla anlaşmış ve vassallık bildirmişlerdi. Bu komutanlarda öncekiler gibi vassallık yemini ettiler. Bu vassallık yeminini bütün haçlılar yapmak zorundaydı çünkü yolculuklarını sağlayabilmeleri için bu gerekliydi. Bir tek Raymond vassallık yemini etmemiş, o da eski imparatorluk arazilerini Aleksios’a vermeyi kabul etmiştir. Bu yeminlerden sonra İmparator Aleksios, Haçlılara yolculukları için para, yiyecek ve at temin etmiştir.




İznik Kuşatması

Mayıs 1097’den beri Bohemund, Godefroi ve Raymond İznik şehrini kuşatmışlardı. 3 Haziran’da son grupta gelerek kuşatmaya katıldı. İznik, 50 yıl önce İran’dan Anadolu’ya gelerek Anadolu’yu fetheden Türklerin elindeydi. Haçlılar ile Türklerin ilk mücadelesi 1096’da Haçlı Seferi hareketinin öncüsü mahiyetinde olan keşiş Pierre l’Herrnite idaresindeki ilk ordu ile Kılıç Arslan’ın ordusu arasında Drakon mevkiinde olmuştur. Drakon Vadisi’ni aşarak İznik’e giden yol üzerinde kurduğu pusuya düşerek büyük bir yenilgiye uğradılar ve Haçlıların ilk girişimi sonuçsuz kaldı.[5] Bu olaydan sonra da birinci seferle gelen komutanlar da İmparator Aleksios ile anlaşma yaptıktan sonra İznik’i kuşatmak için harekete geçmişlerdir.

14 Mayıs’ta şehri kuşatmışlar ve surları çökertmek için tahta kuleler inşa ettirmişlerdir. İznik surları savunma bakımından çok güçlüdür ve Türkler Haçlı saldırıları karşısında savunmaya geçmişlerdir. Haçlılar İznik surlarını üç taraftan kuşatsalar da Haçlıların deniz kuvveti olmadığı için batıdaki Göl Kapısı sayesinde İznik Kalesi içinde kalan Türkler civardaki Türklerden yardım alabiliyorlardı. Haçlılar 3 Haziran’da Normandiya Dükü Robert ve Blois Kontu Stephan’ın gelmeleri ile güç kazanarak Türklere İznik Gölü üzerinden gelen erzak gemilerini engellemişlerdir. Beş hafta içinde İznik şehrinin ve halkın direnci kırıldı ama şehri Haçlılara teslim etmediler. Kılıç Arslan 21 Mayıs’ta İznik önüne gelmiş kalabalık Haçlı ordusunu görünce saldırıda bulunmuş bir şey yapamayacağını anlayarak İznik önünden geri çekilirken garnizona gönderdiği bir mesaj ile “Bundan böyle kendiniz için en doğru bulduğunuzu yapın” demişti.[6] İznik Kalesinde kalanlar ise Sultandan bir yardım gelmeyeceğini anlayarak gizli aracılar ile şehri İmparator Aleksios’a teslim ettiler. İmparator da Turcopoller aracılığıyla şehri 19 Haziran’da Türklerden teslim almıştır.




Dorylaion Savaşı

Haçlı ordusunun komutanları, İmparator Aleksios’dan izin aldıktan sonra İznik’ten yola çıkarak Anadolu içlerine doğru ilerlemeye başladılar. Fulcherius’un İranlılar diye anlattığı Türkler Haçlılar için birçok tuzak hazırlamış savaş için hazır bir halde onları bekliyordu. Dorylaion mevkiinde beklemelerinin sebebi ise Haçlıların hangi yol üzerinden giderlerse gitsinler bu bölgeden geçecek olmalarıdır.[7]Kılıç Arslan ve ordusu Haçlılar ile savaşmak için bu bölgede karargâhını kurmuş, askerleri atlı ve hepsi okçuydu. Sultanın yanında ise Emir Karaca, Atsız gibi emirler vardı. Godefroi, Raymond, Hugue yanlarına adamlar alarak nedensiz bir şekilde uzaklaştıklarından Haçlılar çok kayıp vermişlerdir. Türkler hızlı okları ile çoğu Haçlı askerini katlederek çadırlarına girmiş ve eşyaların almıştır. Haçlılar, Türklerin cesareti ve korkusuzluğuna ilk defa şahit oldular. Bu talihsiz olayın başlarına gelmesini işledikleri günahlara bağlamışlardır. Tanrı’dan merhamet dileyerek papazlara günah çıkartmaya başlamışlardır. Haçlı komutanlar, Stephan, Robert ve Bohemund Türklere karşı koymaya çalışsalar da şiddetli saldırılara maruz kalmışlardır. Tanrı’nın merhametine sığınarak tekrar saldırıya geçtiler ve Türklerin kaçmasını sağladılar ve kaçan Türklerin mallarına çadırlarına el koydular. Kılıç Arslan haçlıların kalabalık olması karşısında ordusuna daha fazla zarar vermemek ve kuşatılma tehlikesine karşı geri çekilme emrini vermiştir. Bu savaşla Haçlılar Türklerin cesareti ve savaş kabiliyetini görmüştür.[8]




Fulcherius Akşehir’den Konya’ya doğru ilerlerken çok sıkıntı çektiklerini erzak bulamadıkları için aç kaldıkları, karşılaştıkları çiftliklerdeki mallarla karınlarını doyurduklarından bahseder ama sonrasında Ereğli’de olan Türklerle mücadelesi hakkında bilgi vermez. Buradaki mücadele adını Emir Hasan Bey’den alan Hasan Dağı’nda gerçekleşmiştir ama Türkler Haçlıları durduramamıştır ve çekilmek zorunda kalmışlardır.[9]




Urfa’nın Ele Geçirilmesi

Haçlı orduları Ereğli üzerinden Maraş’a gelerek burada dinlendiler. Fulcherius buradan Baudouin ile birlikte Telbaşir’e gitti. Baudouin Tarsus şehrini ele geçirerek Tankred’i buradan uzaklaştırdı buraya muhafızlarını bırakarak kendi ordusunun yanına Telbaşir’e gitti burada yaşayan Ermeniler şehri barış içinde teslim ettiler. Bu arada Urfa Hâkimi Ermeni Toros Baudouin’e bir heyet yolladı. Bu heyetin verdiği bilgiye göre Toros, Baudouin’i oğlu ve ülkesinin varisi tayin ederek bu bölgeleri Türk saldırılarına karşı savunmasını arzu etti. Baudouin harekete geçerek ordusuyla Türklere karşı ilerledi. Bunu haber alan Samsat şehri hâkimi Balduk ve Türkler tuzaklar kurmaya ve hazırlık yapmaya başladılar. Hazırlıklar tamamlanınca Türkler onlara doğru ilerleyip yağmalamaya başladılar, Haçlılar da karşı koydular. Bu olay sonrasında Baudouin yol çıkarak Urfa’ya gitti. Urfa Hâkimi Toros sözünü tutarak onu oğlu ilan etti. Urfa halkı 15 gün sonra kendi hâkimlerini öldürmek ve Baudouin’i başa geçirmek için harekete geçip plan yaptılar. Baudouin bunu duyunca engel olmak istediyse de engel olamadı ve Toros öldürüldü. Urfa tahtı Baudouin’e verildi ve şehrin hâkimi olarak kendi bölgesini Türklere karşı korumaya başladı.[10]




Antakya Kuşatması

Haçlı grupları Ekim ayı içinde Antakya’ya vardılar, burada iki taraf içinde yıkıcı bir savaş yaşandı. Antakya iyi korunan büyük bir şehirdir ve burada on iki havariden biri olan Peter şerefine bir kilise vardır. Bu kilise İsa tarafından başpiskoposluk kilisesi ve cennet krallığının anahtarı olarak kabul edilmiştir. Ayrıca şehirde Kutsal Mary adına dairesel şekilde bir kilise daha vardır. Tanrı bu şehri Türklerin kontrolü altında olmasına rağmen korumuş, zarar gelmesine izin vermemiştir. Haçlı komutanlar Asi Nehri’nden geçmek için sallardan köprü yaparak karşıya geçmişler ve şehri kuşatmışlardır.  Haçlılar tarafından kuşatıldıklarını gören Antakya Emiri Yağısıyan Sultan Kılıç Arslan’dan yardım istemiştir. Haçlılar Türklerin tuzaklarına rağmen galip gelmişlerdir. Haçlılar kuşatma süresince ekmek bile bulamamış aç kalmışlardır. Açıktan bıkan bazı Haçlılar geri dönmek için kaçış planları yaparken bazıları da yiyecek bir şeyler ararken Türklerin tuzaklarına düşmüşlerdir. Adhemar’ın fikriyle ordudan kadınları çıkarmışlardır. 30 Aralık 1097’de şiddetli bir deprem yaşanmıştır.




1098’de Antakya şehri Haçlılar tarafından soyulmuş, büyümeyen olgunlaşmayan meyve ve sebzeleri saplarıyla koparıp yiyecek duruma düşmüşlerdir. Yağmurlar dolayısıyla çadırları da çürümüştür. Bütün bu sıkıntıları Tanrı için çektiklerini ve sonunda onun tarafından mükâfatlandırılacaklarını düşünüyorlardı. Blois Kontu Stephan çekilen sıkıntılar ve cesaretsizlikten dolayı kuşatmadan çekilip Fransa’ya dönmüştür. Ertesi gün 3 Haziran 1098’de Antakya Haçlılara teslim olmuştur. Şehrin teslim olmasında Ermeni dönmesi bir Türk olan Firuz’a görünüp şehri Hristiyanlara vermesini söylemesi etkili olmuştur. Firuz bunu gidip Antakya Emir’ine söylemiş ama Emir onu azarlayarak rüyasına aldırış etmemiştir. Firuz rüyasında tekrar İsa’yı görünce şehri ele geçirmeleri için Hristiyanlara yardım etmiş. Yirmi Haçlı askerini kalenin içine almış sonrasında şehrin kapılarını da açarak Haçlıları içeri almıştır. İçeri giren Haçlılar saldırıya geçerek birçok Türk’ü öldürmüşlerdir. Antakya Emiri Yağısıyan’ın başı ve uzuvları Ermeni köylüsü tarafından kesilerek Haçlılara teslim edilmiştir.

Şehir ele geçirildikten sonra Pierre Bartholomaeus adlı bir adam Petrus Kilisesi’ndeki çukurda bir mızrak buldu, kutsal kitaplara göre bu mızrağın İsa’nın bıçaklandığı mızrak olduğu iddia edildi. Adam Le Puy Piskoposu Adhemar ve Raymond ile görüştü.[11] Adhemar adama inanmazken Raymond inandı ve mızrağı yanında taşıdı. Olaydan yüz gün sonra ruhban sınıfı ve halk bu durumun gerçekliğinden şüphe etmeye başladı ve adamın yalan söylediği anlaşıldı ama Raymond mızrağı yanında taşımaya devam etti.




Haçlıların Türklere Saldırması

Antakya ele geçirildikten bir gün sonra Musul Hâkimi Kürboğa liderliğindeki ordu tarafından şehir Silpius uçurumundaki kaleden kuşatıldı. Haçlılar Pierre l’Herrnite aracılığıyla Türklere kendilerine ait toprakları boşaltmalarını yoksa saldıracaklarını ve bunun da iki taraftan seçilecek şövalyeler arasında olacağını bildirdiler. Türkler bunu kabul etmeyince iki tarafta savaşa hazırlandılar. Fulcherius Türk emirlerden Kürboğa, Dukak ve Emir Süleyman’ın bu mücadele de yer aldığını nakletmektedir. Haçlılar hazırlıklarını tamamladıktan sonra harekete geçtiler. Türklerin şövalyesi Amirdalis Haçlı bayraklarını görünce Kürboğa ’ya haber verdi. Kürboğa bir an kaçmayı düşünse de sonra savaşmaya karar verdi. Haçlı saldırısı karşısında k atışına başlayan Türkler kısa sürede dağılarak kaçmaya başladılar, ordusunun dağıldığını gören Kürboğa da kaçmıştır.

1 Ağustos 1098’de Piskopos Adhemar öldü.[12] Hugue ise izin alarak Fransa’ya döndü. Haçlı komutanlar bu olaylardan sonra ‘oğullarından manevi babalarına’ adlı bir mektubu Papa’ya göndermişlerdir. Mektupta Urbanus’dan Antakya’yı merkez yapmasını istemektedirler. Tabi bunların öncesinde mektupta Antakya’yı aldıklarını, İznik’i ele geçirdikten sonra Eskişehir’de Türkleri bozguna uğratıp, Kılıç Arslan’ı yendiklerini, tüm savaşları kazanıp Hristiyanlık dinini yücelttiklerini, İsa’nın bıçaklandığı mızrağı bulduklarını, Antakya’yı Bohemund’a teslim ettiklerini, Adhemar’ın öldüğünü ve Papa’nın kendilerine eşlik etmesini istediklerini belirtmişlerdir. Haç yolculuğunu kendilerinin başlattığı ve Hristiyanlık dininin başı, babası olarak onun bitirmesi gerektiğini dile getirmişlerdir.




Arka Kuşatması

Haçlılar Antakya’da 4 ay dinlendikten sonra Kudüs’e ilerleyişi geciktirmek için Suriye içlerine yöneldiler. Bohemund ve Raymond liderliğinde Barra ve Marratünnu Haçlılar tarafından zapt edilmiş ama bu süreçte açlıktan dolayı çok eziyet çekmişlerdir. Bohemund buradan sonra Antakya’ya dönüp Raymond ’un buradaki muhafızlarını şehirden kovunca Raymond Tankred ile birleşerek Kudüs’e doğru ilerlemeye başlamıştır. Yolda Normandiya Dükü Robert’ da onlara katılmıştır. 1099’da Lübnan Dağı eteklerindeki Arka Kalesi’ne ilerlediler. Kaleyi beş hafta kuşattılar ama başarılı olamadılar bunun üzerine Dük Godefroi ve Flandre Kontu Robert Cebele Kuşatmasını bırakarak onlara yardıma geldiler. Buna rağmen Haçlılar kaleyi ele geçiremediler.

Başarılı olamayan Haçlılar kuşatmayı kaldırarak ticari trafiğin olmadığı hasat zamanında Kudüs’e ilerlediler. Trablus’tan geçerek Cebele Kalesi’ne vardılar. Beyrut yakınlarından Sidon, Tyrus, Zipt Kalesi, Batlamyus, Dara ve oradan da Filistin’den Kaysariye’ye ilerlediler. Arsuf’dan Müslüman şehri Ramatha’ya gelip burayı yağmaladılar. Buradan Tankred ve Bohemund yanlarına yüz şövalye alarak Betlehem’e gidip Kutsal Meryem Kilisesi’nde dua edip Kudüs’e doğru ilerleyip ve nihayet 3 Haziran’da Kudüs’e vardılar.




Kudüs Kuşatması

Haçlılar güçlü surları olan Kudüs şehrini kuşatmanın zor olduğunu görünce tahta merdivenlere tırmanarak surlara çıkmayı planladılar, plandan yedi gün sonra saldırdılar ama merdivenler az geldiği için başarılı olamayıp geri çekildiler. Yeni savaş aletleri yapılması için emir verdiler, kereste parçalarından kule yapıldı. Sion Dağı ve surların üzerinden iki koldan saldırarak surlarda delik açmayı başardılar. Kereste kuleden atılan yanan odun parçaları ile ateş çıkarıldı ve Haçlılar şehre girdiler. Kendi bayraklarını asarak kaledeki düşmanlarını kovalamaya başladılar. Kaçan Müslümanların bazısı Davut Kilisesi’ne bazıları ise İsa ve Süleyman Tapınağı’na sığındılar ama katledilmekten kurtulamadılar. Ganimetlere el konulduktan sonra Haçlı liderler ve ruhbanlar kutsal mekânlara giderek Tanrı’ya dua ettiler. En çok istedikleri Kutsal şehri kâfirlerin elinden kurtardıkları için şükrettiler. 15 Temmuz’da Dük Godefroi Kutsal Mezarın Savunucusu olarak Kudüs yönetimine getirildi. Davud Kilisesi’ndeki Müslümanlar paralarını Haçlılara vermek şartıyla canlarının korunmasını istediler, Raymond ’un kabul etmesi ile Askalan’a çekildiler.[13] Kudüs Kuşatması sonrası İsa’nın haçının bir parçası Arnulf adlı bir Süryani tarafından bulunmuş ve Kutsal Mezara taşınmıştır.




Askalan Savaşı

Mısır Kralı ve ordu komutanı Lavedalius[14] Haçlıların ülkelerine girdiklerinin duyunca ordu toplayıp şehre doğru yola çıktılar. Bunu haber alan Haçlılar da Askalan’a geldi. İki tarafta birbirine yaklaşınca karşılıklı ok atışı başladı. Müslümanlar telef olmuş kaçmaya başlamışlardır. Ok atışlarından kurtulmak için ağaçlara tırmananlar olmuş ama kurtulamamışlar ancak Askalan’daki ordugâha kaçanlar kurtulabilmiştir. Bu mücadeleden sonra Haçlı liderlerden Normandiya Dükü Robert ve Flandre Dükü Robert Fransa’ya dönmüşlerdir.

Bohemund ve Baudouin hac yolculuklarını Kudüs’te tamamlamaya karar vermişler. Baudouin önce Türkler üzerine yürümüş ama onların dağıldığını görünce Banyas’da kamp kuran Bohemund ’un yanına gelerek Kudüs’e doğru yola çıkmışlardır. Yolda çekilen açlık ve çadırların yağmurda çürümesi sıkıntıları dışında Türklerin dar geçitlere hazırladığı tuzaklar da Haçlıları zorlamıştır. Kudüs’e varıp kutsal mekânları ziyaret edip Betlehem’e Noel kutlamasına gittiler sonra tekrar Kudüs’e döndüler. Bohemund ve Baudouin ile yola çıkıp Kudüs’e gelen Daimbert Kutsal Mezar Kilisesi’nin Başpiskoposu seçildi. Bohemund ve Baudouin Ürdün’e giderek dönüş yoluna geçtiler. Palmyra adlı bölgeye geldiklerinde Dukak’ın askerlerinin saldırısına uğradılar. Yağmurdan dolayı okları bozulan Türkler başarılı olamayınca Haçlılar ’da Lazkiye üzerinden yollarına devam ettiler.




Bohemund ‘un Danişmentliler Tarafından Esir Alınması

Bohemund Kudüs’ten Antakya’ya gelip şehirde altı ay kaldıktan sonra Ağustos ayında Malatya’ya giderken yolda emir Danişmend’in ordusu tarafından önleri kesildi. Bohemund ‘un ordusunun sayısı az olduğu için ordusu hemen dağıldı ve Bohemund esir alındı. Baudouin bunu haber alınca düşmanları aramaya başladı, Bohemund ‘un esir alınırken Baudouin ’den yardım istemek için orada bıraktığı saç tutamını buldu. Malatya’ya geldiğinde Gabriel şehri teslim edince Baudouin buraya muhafızlarını bırakarak Urfa’ya döndü. Urfa’ya döner dönmez Kudüs’ten gelen heyet ona kardeşi Godefroi’nin ölüm haberini verdi.






[1] Lictor, Roma İmparatorluğunda konsillerin önünde elinde değneklerle sarılmış balta taşıyan subaydır. İlcan Bihter Barlas, Kudüs Seferi, 2009, s.47.

[2] Runciman, Stevan, Haçlı Seferleri I, 2008, s.84.

[3] Demirkent, Işın, ‘Haçlı Seferleri Düşüncesinin Doğuşu ve Hedefleri’ Haçlı Seferleri Tarihi- Makaleler- Bildiriler-İncelemeler, 2007, s. 6.

[4] Runciman, Stevan, Haçlı Seferleri Tarihi I, 2008, s. 102-103.

[5] Demirkent, Işın, İznik’in Haçlılar Tarafından Kuşatılması, Haçlı Seferleri Tarihi- Makaleler- Bildiriler-İncelemeler, 2007, s. 25.

[6] Demirkent, Işın, Sultan I. Kılıç Arslan, 2014, s. 32.

[7] Runciman, Stevan, Haçlı Seferleri Tarihi I, 2008, s.141.

[8] Demirkent, Işın, Sultan I. Kılıç Arslan, 2014, s.34.

[9] Demirkent, Işın, Sultan I. Kılıç Arslan, 2014, s.36.

[10] Urfa’nın ele geçirilmesini Fulcherius böyle zikrederken olay aslında Baudouin Ermenilere yardım etmek için değil Urfa’ya giderek şehri ele geçirmek için Thoros’u bertaraf etmeyi amaçladığı bilinmektedir.  Demirkent, Işın, Haçlı Seferleri Tarihi, 1997, s.38.

[11] Burada mızrak bulunduktan sonra Adhemar ve Raymond’a söylendiği ifade edilirken aslında adam mızrağın yerini rüyasında gördüğünü Adhemar ve Raymond’a söylemesi üzerine Mızrak Petrus Kilisesi’nde bulunmuştur. Demirkent, Işın, Haçlı Seferleri Tarihi, 1997, s.45.

[12] Başpiskopos Adhemar ne olduğu bilinmeyen Antakya’da ortaya çıkan bir salgın yüzünden öldüğü bilinmektedir. Runciman, Stevan, Haçlı Seferleri Tarihi I, 2008, s. 194.

[13] Burada Kudüs şehrinin ele geçirilmesi anlatılırken burada yaşanan büyük kanlı katliam hakkında pek bir bilgi verilmemiştir. Bu katliam hakkında detaylı bilgiler için: Runciman, Stevan, Haçlı Seferleri Tarihi I, 2008, s. 221.

[14] Mısır Kralı olarak nitelenen Fatımi Halifesi el-Amir ve ordu komutanı olarak bahsedilen de vezir el-Efdal’dir. Runciman, Stevan, Haçlı Seferleri Tarihi II, 2008, s. 11.

YAZAN: EDA ÇELİK-ALİM SÖZLÜK




YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

You cannot copy content of this page