Sekülerizm: Yeryüzüne yerleşme çabası




Hıristiyanlık, inanç sistemini kurarken din-içi ve din-dışı ya da kutsal olan ve kutsal olmayan şeklinde bir ayrım yapmıştır. Bu ayrımın en önemli özelliği, sekülerleşmeye yol açacak olan iki parçalı bir zihin oluşmasına imkan sağlamış olmasıdır.
Sekülerleşme; dinin hakikat telakkisinin, varlık âlemine atfettiği anlamın ve işlevinin, hayatı düzenleyen dinamiklere uydurulmasıdır. Bu haliyle sekülerleşme, dinin reddedilmesi değil; dinin anlam kaynağı kurucu, düzenleyici işlevini yitirmesi, dünyalık idealleri meşrulaştırması, bundan dolayı da her zaman yeniden yorumlanmasıdır.




Sekülerleşme, her ne kadar dünyevîleşme karşılığı olarak kullanılıyorsa da; dünyevîleşmenin esas önemli boyutu, inanç üzerinde oluşturduğu kuşkudur. Din artık burada belirleyen olmaktan çıkmakta, giderek belirlenen olmaktadır.
Batı tipi sekülerleşmeyi bütün dünyada yaygınlaştıran kaynaklardan biri bilimdir.

Modernleşmeyle beraber gelen Batılı hayat tarzı, İslam’ın, hayatın anlamı ve hedeflerine ilişkin değerlerin muhtevasına müdahalede bulunarak onları bozmakta; onların, kendi bağlamları içinde yeniden düzenlenmesine imkan sağlamaktadır.
Seküler paradigma ve ona ait bilgi, dinin varlığa atfettiği anlamı geçersiz saymakta ve onu varlık dünyasının dışına itmeye çalışmaktadır. Bilgiye sadece dünya hayatıyla ilgili bir anlam ve işlev yüklemekte; varlığın kendinde içkin olan gaybî boyutu, bu anlam dünyasının dışına atılmaktadır. Batı dışı aydınlar, bugün bunlara müslüman aydınları da rahatlıkla katabiliriz, gecikmiş bir zaman farkı içinde, Batı’nın seküler paradigmasının özünü, kendi (yerli) dilleri içinde ifâde etmektedirler.
(Abdurrahman Arslan, Yeni Bir Anlam Arayışı, Bilge Adamlar-2013)

Yazan ve nakleden: Şeref Aziz TAHA




İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın