Şirazlı Sadi’ye Göre Toplumda Bulunması Gereken Hasletler

17.08.2020
Şirazlı Sadi’ye Göre Toplumda Bulunması Gereken Hasletler




  1. YAZAN: RECEP HARUN GÜNDÜÇ-ALİMSOZLUK.COM-İnsanların ideal bir toplumu oluşturmaları için bazı hasletlere ihtiyaç vardır. Düşünürlere göre bu hasletler değişiklik gösterse de genellikle aynı konular üstünde durmaktadır. İlk başta insanı yani toplumu mutlu etmek zorundasınızdır. İdeal bir toplum düzeninde insanlar mutlu olurlarsa eğer ortaya sanat namına, ilim namına bir takım birikimler ortaya koyulabilir. İnsanların mutlu olmadığı toplumlarda huzursuzluk baş gösterir bu baş göstermeler neticesinde toplum yapısı bozulur. İdeal toplumda insan mutluluğunu ele aldığımız bu başlıkta Sa’dinin insanların mutluluğu için düşündüğü bir takım düşüncelere bakacağız.
  1. Cömert Olma

Sa’dinin bu konuda ilk görüşü toplumun cömert olmasıdır. Cömert olan insanlar sayesinde toplum gelişir ve refaha kavuşur. Bakalım Sa’di Şirazi nelerden bahsetmiş;

“Suret, fani; mana, kalıcıdır. İlmi, cömertliği, takvası olmayan kişi, manadan mahrum kuru bir surete benzer. Sağlığında halkını rahat yatıran kimse, öldükten sonra toprak altında rahat yatar. Ahiret azığını şimdiden toplamaya gayret et! Zira ölümünden sonra yakınların hırsa kapılıp ruhuna hiçbir iyilikte bulunmayacaktır. Altını, nimeti bugün dağıt. Yarın onlar senin olmayacaktır. Acı çekmek istemiyorsan, acı çekenleri hatırdan çıkarma. Hazine elindeyken sahiplerine ver, yarın anahtarlan senden çıkacaktır. Azığını kendin hazırla. Son nefesini verdikten sonra eşinden, çocuğundan şefkat bekleme. Öte âleme azığını kendi götüren, bu dünyada devlet topunu çelmiş demektir. Hiç kimse kaygılarını paylaşarak sırtını kendi tırnakların gibi kaşıyamaz. Servetin neyse avucuna al, ihtiyaç sahipleri arasında bölüştür. Fakirlerin sırrını sakla, kusurlarını araştırma ki; Yüce Allah da senin kusurlarına perde çeksin. Düşkünü, kapından eli boş çevirme. Allah muhafaza, bir gün sen de kapı kapı gezen bir garip olabilirsin. Başkasına muhtaç olmaktan korkan büyük insan, muhtaçları darda bırakmaz, onlara iyilik eder. Gönlü yaralı kimselerin hatırlarını sor, onları gözet. Kim bilir, yarın bir gün, sen de bu duruma düşebilirsin. Darda kalmışların gönüllerini ferahlat ki, darda kaldığın zaman gönlün rahata ersin. El kapılarında dilenmediğine göre, kapına gelen dilenciyi kovma.[1]

Bir toplumda insanların cömert olması önemlidir. Cömertler sayesinde yoksul insanların sıkıntısı azar bu sayede toplum rahata kavuşur. Cimri insanların bulunduğu toplumda hırstan başka bir şey olamaz. Cimri insanlardan medet beklemek iyi değildir. Bu dünya da hem maddi hem manevi olarak geri dönüşleri bilmememiz imkansızdır. Mutasavvıfların düsturu da bu şekilde olmakla beraber dünyanın kuralıda budur. Kınarsan kınanacak duruma düşersin, sen birine yardım edersen biride sana yardım eder. Dünya’nın bu kuralı açıktır. Birbirlerine yardım eden toplumlar ideal toplumlardır. Kimse kimseden çekinmez, yoksulluk azalır ve yaşanacak bir memleket halini alır. Halkın birbirine olan sevgisi artar ve toplum bir bütün olarak ideal bir düzeye ulaşmaya başlar.



  • Alçak Gönüllülük

İdeal toplumdaki insanlarda ego, kibir olmaması gerekir. Bir toplumda insanlar ne kadar alçakgönüllü, mütevazı olursa o toplulukta mutluluk artar. Kimse kimseye haset etmez, birbirlerini kırmazlar ve üzmezler.

Buluttan denize bir damla düştü ve damla denizin enginliği karşısında utanarak; “Şu deniz karşısında benim varlığım ne ki! Eğer deniz buysa ben bir hiçim.” dedi. Damlanın kendisini hiçe saydığını gören sedef onu bağrına basıp seve seve besledi. Felek de sedefe yardım etti, onu sultan tacına layık bir inci haline getirdi. Kısası; damla kendini alçak gördüğünden yüceldi; yokluk kapısını çaldığı için var oldu[2].

Sa’di alçak gönüllüğün toplumda önemli bir yere sahip olduğunu göstermektedir. Hem maddi hem manevi olarak mütevazı olmak insanı kendiliğinden bir yerlere gelir. Kibirli insan sevilmez, toplum onu dışlamak zorunda kalır. Mütevazı insan herkes tarafından sevilir ve sayılır. İdeal bir toplum gayesinde insanların bu şekilde olması veya yakın bir halde olması huzur ve sükûneti, mutluluğu getirecektir.



  • Kazaya Rıza

Sa’di’ye göre bir toplumda olması gereken hasletlerden bir diğeri de kazaya rıza göstermektir. Kaza’ya rızadan kasıt Allah’ın istediği bir durumun değiştirilemeyeceğinin kabul edilmesidir.

Erdebil’de demir pençeli biri vardı. Öyle ki attığı oku, filin vücudundan geçirirdi. Bir gün, kepenekli biri gelip onunla çarpışmak istedi. Adam da, dünyayı yakan savaşçı bir delikanlıydı. Savaş meydanlarında Behram-ı Gur’a benziyor ve omzunda yaban eşeğinin ham derisinden yapılmış bir kement taşıyordu. Erdebilli genç, keçe parçalan içindeki adamı görünce yayını kurdu, kirişi kulağına kadar çekti ve ona elli ok fırlattı. Ancak biri bile keçeyi delemedi. Bunun üzerine yiğit, kahraman Rüstem gibi, Erdebilliyi önce kemendinin halkasına düşürdü, ardından ellerini omuzlarına bağladı. Erdebilli adam, utancından geceyi uykusuz geçirdi. Günün ilk ışıklarıyla çadırın hizmetçilerinden biri yanma gelip sordu; “Sen ki; mızrakla, okla demiri delerdin, ne oldu da, bu kepenekliye yenildin?” Erdebilli soru karşısında ezildikçe ezildi. Bir yandan cevap verirken, bir yandan kan ağlıyordu; “Bilmezmiş gibi ne soruyorsun, kaderin yoksa ne yapsan nafile! Hey gidi hey! Ben ki, savaş ilminde Rüstem’e yol gösterecek biriydim ve vaktiyle bahtımın pazısı kuvvetliydi. O zamanlar kaim demirler, bana keçe gibi gelirdi. Ya şimdi! Pençemde talih olmadığından, okumun önünde keçe bile kaim demirden katı kesiliyor[3].” İnsanlar istediklerini elde edemediği vakit üzülür ve kırılırlar. Toplumda böyle insanlar etrafına iyi bir izlenim vermezler. Her istediklerin de her şeyin olmasını beklemekle beraber başka insanları da bunaltırlar. İdeal toplum yapısın da her şeyin Allah’ın elinde olduğunu bilip onun izni dahilinde yaprağın dahi kıpırdayamayacağını bilen toplum mutluluk zümresine bir adım daha öndedir.



  • Kanaat Etmek

İdeal bir toplumda insanların önem vermeleri geren bir noktada kanaat etmeleridir. Sa’di de insanların bunun üzerinde durmaları gerektiğini vurgulamaktadır.

Bir sofunun dinarı vardı ve karnı çok açtı. Dayanamadı, onunla midesini tıka basa doldurdu. Dostlarından biri, gizlice sordu; “Dinarı ne yaptın?” Sofu cevap verdi; “Karnımı doyurdum. Ne ki gözüm hâlâ aç[4].” İnsan kendinden olanla yetinmezse mutlu olamaz. Kanaat etmek şarttır. Bir insan her istediğini alamaz bu dünya da kanaat etmek zorundadır. Eğer kanaat etmezse mutsuz olur ve mutluluğu yakalayamaz. Toplum olarak ele alırsak eğer bu konuyu kanaat etmeyen kişi isteklerini gerçekleştirmek için ahlaklı olmayan yollara başvurur. Hırsızlık, yalan söyleme vs gibi bunları türetebiliriz. Bu yanlış hareketler sonucu toplumun yapısının bozulmasıyla beraber ideal toplum düşüncesi de yıkılır. İnsanlar arasında sevgi saygı kalmaz haset çekememezlik baş gösterir.

  • Terbiye Etmek

            İnsanlar dünyada mutluluğa ve huzura erişmek için terbiye edilmesi gerekir. Kötü huylarının farkında olup bu huylardan kurtulması için gerekenleri yapmalıdır. İnsanlar bu huyları terk etmedikçe ideal bir düzen oluşması mümkün değildir.

“Bu bölümde attan, meydandan, çevgandan ve toptan değil; salahtan, tedbirden ve güzel ahlâktan bahsedeceğim. Sen, kendine düşman olan nefsinle aynı evde oturuyorsun. O halde ne diye yabancılarla mücadele ediyorsun? Nefislerinin dizginini haramdan yüz çevirtenler, yiğitlikte Rüstem’le Sâm’ı geçmişlerdir. O ağır gürzü düşmanın beynine vuracağına, çocuklar gibi önce değnekle kendini terbiye et. Sen, kendini yenmedikten sonra; kimse, senin gibi bir düşmandan çekinmez. Vücudun iyilik ve kötülüklerle dolu şehre benzer. Bu şehrin sultanı sensin, akıl da sana danışmanlık yapan vezir. Bu şehirde kibir, arzu ve hırs gibi kötü hasletler, inatçı alçaklara; heva ve heves de, haydutlarla yankesicilere benzer. Rızayla takva; özgür ruhlu, iyi namlı insanları karşılığıdır. Tüm bunları bildiği halde sultan, kötülere yardım edecek olursa, akıllılar için huzur mu kalır? Şehvet, kibir, hırs ve kıskançlık; damarlarında kan, bedeninde can gibidir. Bu düşmanlar güç kazandıkları zaman, hükmüne, düşüncene isyan ederler. Yalnız akim pençesini keskin görünce, heva ve hevesin inadı kalmaz. Düşmanını cezalandırmayan sultanın, düşmanın eliyle başını kaybetmesi kaçınılmazdı.”[5]

Sa’di ideal bir toplum gayesinin oluşması için insanların ilk başta kendilerinde bulunan kötü hasletleri gidermeleri gerektiğini savunmaktadır. Bir çok mutasavvıf bu konu üzerinde durmaktadır. Bir insan eğer kendi kötü huylarını ve alışkanlıklarını yenemezse Allah’ a ulaşamaz. Başkalarını eleştirmek yerine önce insan kendisine bakmalı buna göre şekillenmelidir. Her insan kendi kötü huylarını düzeltmeye çalışsa ve düzelttiğini düşünürsek eğer ideal bir toplum olmamak için bir sebep yoktur.



  • Şükür Etmek

Sa’di ye göre insanların şükür içinde olmaları gerekir. Şükür eden insan Allah’ın varlığının farkında olur. Rabbi’nin farkında olan bir insanın hata veya günaha düşmesi zorlaşır. İzlendiğinin bilindiğinin farkında olur.

“Yüce Allah’a şükretmek için söz bulamıyorum. Çünkü ona lâyık bir şükür bilmiyorum. Vücudumdaki her kıl, onun lütfüdür; her bir kıl için nasıl şükredeyim! Övgü, ancak, kulu yoktan var eden Yüce Allah’adır. Onun ihsanlarını anlatacak kudret kimde vardır? Onun şanında her türlü vasıf kaybolur. Çamurdan insan yaratan mübdîdir, o. Babanın belinde bulunduğun zamandan son nefesine kadar, sana gayb hazinesinden sunduğu sayısız, kesintisiz nimetleri düşün ve sahibine şükret! Mademki o, seni temiz surette yarattı, sen de idrakinle temiz kalmaya gayret et. Toprağa kirli girmek ayıptır. Aynayı tozlu bırakma hiçbir zaman. Paslanınca, cilâ götürmez zira. Çalışıp çabalamakla rızkını elde ettiğin zaman sırf bileğinin gücüne güvenme[6]”. İnsanlar şükretmesi için öncesini sonrasını düşünmesi gerekir. Bu sayede nereden gelip nereye gittiklerinin farkında olurlar. Bu saye de insanlar belli bir noktaya kadar hayatlarını kötü geçirebilirler. Allah’a şükrün başlangıcı onun bilincinde olmak ve ona göre davranmaktır. Diğer bir şükür durumu ise Allah’ın verdiği emirlere ve yasaklara uyulması gerektiğidir. Allah’ı burada şükür ederken tefekkür etmekte insanları doğru yola eriştirir. Hiç yok iken yaratılması ve hayatının ona borçlu olduğunun bilinmesi ona şükrü arttırır. Toplum olarak bakıldığı vakit suç oranı azalır, insanların birbirine yardımı çoğalır ve birbirlerine bağlılıkları artar.

  • Tövbe

İnsanların yaptığı suçlardan ve hatalardan memnuniyetsiz olup, pişmanlık yaşaması güzel bir haslettir. Dinin temelinde tövbe etmek önemli bir durumdur. İnsanoğlu hata yapar ve tövbe ederek Allah’a ulaşmaya çalışır. Tövbenin amacı bir insanın işlediği bir günahtan veya suçtan pişman olarak bir daha yapmamak üzere tövbe etmesidir. Bu toplumda yaşayan insanları kibirden uzak tuttuğunu söyleyebiliriz. Hiç günahsız ve suçsuz insan kibre düşebilir ancak günah işleyip pişman olanın durumu daha iyidir. O suçu bir daha işleme durumu düşer. İdeal toplum gayesin de insanlar hayatlarına hata yaparak devam ederler. Tövbe ise kurtarıcıdır. Tövbe ederek hayatına geri döner ve bu onda bir vicdanın belirtisi ve kıpırtısıdır. Böyle bir insanların bulunduğu toplum ideal bir toplumdur diyebiliriz.

Gel, ey ömrü yetmişe yeten; düşün hele bir, bu ömür nasıl da boşa geçti! Oysa sen kalmak için hep çare aradın, gitmeyi ise hiç aklından geçirmedin. Şunu sakın hatırından çıkarma; yarın kıyamet günü cennet pazarı kurulacak ve herkes orada iyi, kötü yaptıklarına göre muamele görecek[7].



SONUÇ

Sa’di Şirazi ideal toplum ve devlet zemini oluşturan nokta tasavvufi bakış açısıdır. Hayatını bu bakış açısıyla anlamlandırmaya çalışan Şirazi anlattığı mesnevilerde de bunu görmekteyiz.

Şirazlı Sa’di devletin temelinde hükümdarın halka bakış açısını devamlı surette zikretmektedir. Bu da bir gerçektir. Toplumsuz bir devlet düşünülemez. Hükümdarın ne kadar iyi olması toplumunda o kadar iyi olduğunu gösterir. Balık baştan kokar atasözü bu olayı en güzel açıklayan bir sözdür. Sultanın adaletli, zalim olmayışı ve halkını gözetmesi atadığı insanları da öyle seçeceği ve atanan kişilerinde ona göre hareket edeceğini gösterir. Baştaki sultan çalarsa aşağıya doğru sirayet eder en küçük birim bile bunun neticesinde çalmaya ve halkı sömürmeye başlar.

Hükümdarın adaletli olması ve zalimliklere karşı göz yummaması toplumda bir birliği beraberliği oluşturur. Toplumda birlik beraberliği oluşturmasının sağlayıcısı hükümdardır. Hükümdarın yaptıklarının toplumu etkilememesi mümkün değildir. İyimser, adaletli, liyakate önem veren bir sultanın toplumundan kötü bir davranış beklemesi olanaksızdır. Halk sultanını sever ve herhangi durumda arkasında durması hasebiyle devlete zeval gelmez. Sultanın bu hasletleri kötü olursa halk arkasında durmaz herhangi bir kötü durumda devlet sıkıntıya girer.

İdeal bir toplum yapısının oluşmasında Sa’di Şirazi mutasavvıf bakışıyla bakmıştır. İnsanların birbirlerine olan bağlılıklarının oluşmasındaki hasletlere dikkat çekerek ideal gayeye ulaşılması gereken hasletleri sıralamıştır. Bu hasletlere baktığımız vakit toplumda huzursuzluğun çıkması zordur. Sebebine gelecek olursak her insan kendi kendini düzeltmeye çalışsa kendinde hata arasa başka insanları huzursuz etmez. Cömertler fakirlere yardım ederek yoksulluk biter. Kanaat eden toplum hırsızlık yapmaz, hırslarından arınır. Şükreden bir toplum hayatı boyunca nereden nasıl geldiğinin farkında olup bunun neticesinde suç işlemeye korkarak belli bir düzeyde yaşam sürerler.

İnsanların bir diğer önemli hasetleri de pişmanlıktır. Pişmanlık insanda vicdan olduğunu gösterir. Vicdanı olan insan, toplumuna kolay zarar veremez. Her toplumda suçlar işlenir günahlar olur. Ancak önemli olan nokta tövbe edip pişmanlık duymasıdır. Pişmanlık duyulan bir toplumun vicdan dürtüleri gelişmiştir. Aynı suçu bir daha yapmak istemez.

Bu hasletler doğrultusunda genel olarak baktığımız vakit ana gaye ideal toplumda birlik beraberliktir. Birlik beraber olan bir toplumda insanların hata yapma olasılığı düşer. Birbirilerine yardımcı olurlar fakirlik ortadan kalkar suç azalır. Birbirlerine bağlı toplumlarda hayatı yaşamak ve mutluluğa ulaşmak her zaman daha kolaydır. Bir çekinceleri veya bir ihtirasları yoktur. Başka ülkeden gelen insanlar bu topluma imrenerek genel bir düzen sağlanabilir.

YAZAN: RECEP HARUN GÜNDÜÇ-ALİMSOZLUK.COM




KAYNAKÇA

ÇİÇEKLER, Mustafa, “Sa’di Şirazi”mad.,DİA, C.35,İstanbul(2008)s.405-407

KOCA, Osman, Bostan ve Gülistan, Beyan Yayınları, İstanbul 2007

YILDIRIM, Nimet, Hükümdarlara Öğütler, Bilgi Kültür Sanat Yayınları, İstanbul 2016


[1] Koca, a.g.e, s. 71

[2] Koca, a.g.e, s.113

[3] Koca, a.g.e, s.140

[4] Koca, a.g.e, s.148

[5] Koca, a.g.e, s.157

[6] Koca, a.g.e, s.179

[7] Koca, a.g.e, s.194




YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

You cannot copy content of this page