Seküler Dünyada Müslümanlar (2)




Müslümanların Cumhuriyet ile gelişen süreçlere aktif olarak katılmaları “dört alan”da gerçekleşmiştir.
1- Politika alanı: Demokrat Parti’den, Refah Partisi’ne;
2- İmam Hatip Okulları’ndan, İslamî kolejlere;
3- Ekonomi alanı: İslamî finans kurumlarından, menkul değerlere;
4- Medya alanı: İslamî radyolardan, İslamî televizyonlara.
Toplumun büyük çoğunluğu, bu sürece katılmamaktaki ısrarını 1950’kere kadar sürdürdükten sonra bundan vazgeçmiştir. Dînî ifadelerin telaffuz edildiği, büyük oranda “geleneksel” kesimden veya o kesim ile organik bağlar taşıyan milletvekillerinden oluşan Demokrat Parti, toplumsal yapıda köklü modernizasyon politikaları uygulamaya koyarken, Müslüman kesim de bu Parti’yle birlikte politik modernizasyon süreçlerine girmiştir.




Müslümanların eğitim süreçlerine katılmalarını sağlayan İmam Hatip Okulları ise, modernizme karşı verilen muhalefet süreçleri içinde ve bu mücadelenin belirlediği bir çözüm olarak ortaya çıkmıştır.
Bu katılımlar, yaklaşık otuz yıllık bir süreç neticesinde modern zihniyet dünyasını oluşturarak, ekonomik hayata katılımı sağlamış oldu. 1980’lere gelindiğinde, “biçim”de İslamî çağrışımlar taşıyan yeni finans kurumlarıyla, müslümanlar ekonominin seküler süreçlerine katılmaya başladılar. Bu kurumlar, müslümanları, yıllardan beri uzak durmaya çalıştıkları, “paranın kurumsal yapıları” ile irtibat kurmaya “ikna” etti. Bu sürece katılım ile birlikte müslümanlar, kapitalizmin, tüketim toplumunun üç önemli kavramını keşfetti: moda, marka ve kâr. Moda ve marka, müslümanların hayatında karşılığı olmayan yabancı kavramlardır. Bunun bir hasılası olarak, “moda, tesettüre büründü” ve podyumlarda kendisini göstermeye başladı. “Tekbir” kavramı ticaretin hizmetine sunuldu. “Hakiki şeriat mayoları” denize sokulmaya başladı.
İslamî radyoların tebliğ yapmak üzere kurulmaya başladığı dönem, aynı zamanda, müslümanların tüketici bir “kitle” haline gelmeye başladığı zamanlara denk düşer. Kur’an tilaveti ve marşlarla başlayan yayınlar, çok geçmeden başlangıçtaki ilkelerden uzaklaşarak, kitlenin isteklerine öncelik vermeye başladı.




Televizyonun ortaya çıkışıyla beraber, müslümanlar da yazılı ve sözlü iletişim geleneğini terkederek görüntülü geleneğe geçmeye başladılar.
Özel hayatımız, bilgilendirme ve meseleleri çözme adı altında, müslüman doktorlar, psikologlar, avukatlar ve fakihler tarafından sürekli olarak kamusal alana taşındı.
(Abdurrahman Arslan, Yeni Bir Anlam Arayışı, Bilge Adamlar-2013)

Yazan ve nakleden: Şeref Aziz TAHA




İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın