Müslümanların Yaşadığı Kişilik Krizi

29.07.2020
Müslümanların Yaşadığı Kişilik Krizi

Müslümanların Yaşadığı Kişilik Krizi

Müslüman için “kimlik”, yaşadığı şartlara bağlı olmayan bir aidiyeti ifade eder. Çünkü İslam’a göre kimlik, bir inancın kendini ifade etme tarzıdır. Bizim sadece kim olduğumuz ile ilgili değil, aynı zamanda kendimizi nasıl anlamlandırdığımızı ve “ötekiler” ile nasıl bir ilişki kuracağımız ile de alakalıdır. “Ben kimim?” sorusuna, “ben müslümanım” diye cevap veren; “ben”in kim olduğunu, nasıl bir insana müslüman dendiğini ve müslümanın nereden gelip nereye gittiğini bilenler olarak; müslümanların, postmodernizmin ortaya koyduğu tarzda bir kimlik sorununun olduğu söylenemez. Peki, bu durumda sorun nedir? Sorun, insanın inandığı dinin hükümleriyle, yine bu insanın amelleri arasında giderek açılan gedikle ilgilidir. Çünkü hayat tarzımız artık kimliğimizi ve zihnimizi şekillendiren bir konum kazanır hâle gelmiştir.
Burada, insana kimliğini bildiren, kim olduğundan dolayı neyi nasıl yapması gerektiği hususunda ölçü sunan esas “kaynak” ile ilgili bir sorunumuz yoktur; kaynağımız muhkemdir. Muhkem olmayan, kendisini, içinde yaşadığı hayatın akışına kaptırmış olan ya da kendisini buna fazlasıyla açık tutan, nefsi kışkırtılmış olan müslümanlardır.
Haramların bize çok yakınlaştırıldığı ve dünya hayatının çok “tatlı” olduğu bir zaman diliminde yaşamaktayız. Gerçi dünya hayatı yeni tatlı olmadı; o her zaman ve bütün insanlar için tatlıydı. Ama müslüman kimlik/kişilik, yakın zamanlara kadar, onun ahiret yurdu karşısındaki sahici olmayan tatlılığına aldanmamakta fazla zorlanmamıştı. Bunun sebebi, bize ait olmayan idealleri İslamileştirmek istememizden; bilerek veya bilmeyerek, hayatımızı bu doğrultuda kurma arzusu içinde olmamızdandır. Bu hayat tarzı karşısında, kışkırtılmış olan nefislerimizin herşeyden önce “arınma”ya ihtiyacı vardır. Müslüman kişiliğin günümüzde eşya ile kurduğu ilişki çok sahiplenici bir özellik taşımaktadır. Bu arınmanın olabilmesi için, İslam ahlakını “eğip-bükmeden” hayatımızın düzenleyicisi yapmalıyız.
Hayatı yeniden anlamlandırıp ona göre bir zihniyete sahip olmak için, kışkırtılmış olan nefislerimizle hedef edindiğimiz bir hayat tarzının, ahireti yeterince dikkate almamıza engel olduğunu hesaba katmalıyız.
Bize dayatılan (küresel) kimliğe karşı, iman ve amel tutarlılığını daha muhkem bir hâle getirerek, hayatımızı bu doğrultuda yeniden düzenlemeliyiz. Böyle bir tutarlılık, Peygamberler’in “emin” sıfatına sahip olmak anlamına gelir. Çürüyen ve kokuşan dünyada müslümanların yapacağı ilk iş, bu niteliği kazanmaktır.
(Abdurrahman Arslan, Yeni Bir Anlam Arayışı, Bilge Adamlar-2013)

Nakleden: Şeref Aziz TAHA

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

You cannot copy content of this page